19 Temmuz 2014 Cumartesi

Bir takım elbise, üzerine çok yakışmış.
Bir hikâye, kurgusunda İstanbul'u unutmuş.
Bir şiir gibi gözlerin ama yarıya kadar okunmuş.
Bir Cuma akşama kadar beklenmiş.
O adam gelmemiş.
Dudakları çizilmiş gibi, hafif tebessüm kondurulmuş.
Bu adam incitmez beni, Pazarları.
Öper ve gülümser.
Gözlerinin içinden doğru.
Hem bu adam sarı.
Güneşten almış ellerini, sıcacık.
Öpülür bu ellerle ellerimin dansı.
Kısılır sonra sesler, uzar bakışlar.
Bu anlamsız konuşmalar niye?
Biz sussak bir şehir yıkarız,
Avaz avaz bağırmalar kime?
Inim inim inlemeler niye Perşembeleri, terkedilişimin üzerine.
Oysa bir "istemiyorum" kondurup sol omzuma, öldürmüştün beni.
Ne de üzülmüştüm o Perşembe.
Şimdiyse o perşembeye üzülüyorum.
Ne de yürekli bilirdim seni.
Yüreğinin dışı göğsün. Elimi koyunca artık benim de göğsüm.
Tam karşısında göğüslerim.
Sarılsan, bunu gören şiir yazar.
Senli oda da milyonlarca ben var. Parça parçayım karşında.
En yorgun benim, dizlerimin üstünde.
En koyu karanlık bu.
Elimin altındaki tense çok tanıdık.
Bu adam sanki kırk yıldır bana yanık.
Nasıl çırpınır kalbi yerinden çıkıpta,
Beni öpmek için.
Bu beden çok tanıdık.
Bana hafızamdaki şiirleri unutturan bu adam
Tam bir aşık.
Tanrım, bu nasıl bir yanlış. Yanılış.
Sırtı da güneşten bu adamın, sarı sarı. Benimse her yerim siyaha yakın.
Ya açarsa içimi,
Ya beğenmezse beni.
Delireceğim diyemediğim için direniyorum.
Ya da kapatıp gözlerimi,
Kafasını bütün siyahlığıma gömeceğim.
Korkarım da şimdi, ya gülme alırsa beni.
Ya içimin hoplayışlarını duyarsa.
Ya o uçurumsa ve benim bileklerim yeterince zayıfsa. Anlatamadan, aldanırsam.
İçime bir ürperme geldi Haziran sonu.
Salonda bir duvar saati, arkamızda da cam vardı.
Gün, Pazar.
Güneş tam karşımda. Gülümsüyor.
İçim ağlıyor.
Bebek mi?
Eğil,
            Sadece öpeceğim.-t

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder